
İstikametin Nereye?
Evreninin sınırları nereye kadar? Pergelinin ayağını nereye sabitledin? Savrulmadan, istikamet üzere yaşayabilmek zor iş. Buna yürek lazım. Azim lazım. En çok da güçlü bir irade lazım. İnsanların aklına ne geliyor seni gördüklerinde?
Ev, evlilik, araba, iş denkleminden çıkamıyorsan sen basitsin. Sen sıradansın. Senden 7,5 milyar kişi var.
Gündemini ne meşgul ediyor? Neyin hayalini kuruyorsun? Düşlerinde ne görüyorsun? Bitirdiğin kitaplar marifet değil. Çektiğin zikir de beni ilgilendirmez. Yolda mısın? Ya da meydandaki konumun ne? Kime hizmet ediyorsun?
Zihnini neyle besliyorsan sen O’sun. Kendini neye maruz bırakırsan karakterin o şekli alır. Zihnini edeple, erdemle, iffetle besleyen vahyin adamı olur. Müstehcenlikle, kinle, hasedle, dünyalıklarla besleyen bizim medeniyetin çocuğu olamaz.
Rasulullah’ı Hira’sından çıkaran, omuzlarına aldığı yüktür. Oturmak, uzaklaşmak, sineye çekilmek buraya kadarmış. Artık kalkmak, elbiseyi temizlemek, uyarmak zamanıdır çünkü. “Oku” diyor peygambere. Nebi (sav) okuma bilmiyor. Bi önemi yok. Biz biliyoruz da ne oluyor. Çünkü samimiyet başka şey. İhlas başka şey. Kendi elleri ile taşıyor Mescid-i Nebi’nin taşlarını. 610’da çıktı sahaya Nebi. Mübarek son nefesine kadar da sahada kaldı.