
Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) tek başına çıktığı bu İslam yolunda sayımızın milyarları aştığı bilinmektedir. Evet yalnızca bilinmektedir. Ama bunlardan kaç bini aslını doğru taşıyor, kaç bini müslüman olabilme şerefini hakkıyla içine kazıyor? Kim bilebilir ki?
İlk kıblem, Mescid-i Aksa'm, Kudüs’üm, her bir Müslümanın sana bir kalkan , her bir Müslümanın sana geçilmez bir kale olması gerekirken sen neden münafıklara sahipsiz gibi görünürsün?! Vezirler nerededir ? Kudüsümüz avuçlardan kayarken, Resulullah'ın uğruna sabahlara kadar ağladığı ümmet, hangi yanlış tercihlerin cezbedici doğrularıyla benliğini kaybetmiştir? Kudüsümüz sahibi varken neden sahipsizdir?
İşte şu anda Hanzala'nın durduğu, ellerini kavuşturup yüzünü zalimliğe, haksızlığa,yanlışlara döndüğü yerdeyim.
Hanzala kimdi? Hanzala yalnız arkası dönük olan 10 yaşında bir çocuk mu, hayır. Hanzala bir baş kaldırıştı, yanlışlara ve zalimliğe karşı. Hanzala milyonların yapamadığı o savunmayı dünyaya arkasını dönüp çaresizce gösteren bir çocuktu. Yalnızca çocuk. Bu çocuk ilerlemez mi, hep durduğu, sırtını dünyaya çevirdiği yerden ibaret mi? Belki de Hanzala yürüyordu, hatta koşuyordu da gittiği yolların her yerinde zalimliğe maruz kalıyordu. Hayallerinin ufukları bile görünmemeliydi onun. Hayallerinin sınırı olmamalı, hayalleriyle ilerlemeli yaşamalıydı. Ama belkide Hanzala hayallerini yalnızca kurtuluştan ve kurtuluşun doğurduğu bir hayattan yana kullanıyordu. Onun için hayat, bu hayallerinin gerçekleşeceği yerden ibaret kalıyordu.
Bizim için Kudüs müşriğin elinden alınması imkansız mı? Hiç zannetmiyorum. Her Müslümanın bir inançla yola koyulması, Kudüs için avuçlardan kayan zulüm gören Müslüman toprakları için bir şeyler yapması, Hanzala gibilerinin yüreğinde bir umut kıvılcımı olması gerekir. Bizler Müslüman kardeşlerimizin hayallerinin ufuklarını genişletip o hayalleri sonsuzluğa zalimlikten uzağa sınırı olmayan bir tarafa yöneltmeliyiz. Bizler Kudüsümüzü ve en başta Müslüman kardeşlerimizin gönüllerini fethetmeliyiz. Ebü-l Veled'in dediği gibi "Zor olan Kudüs'ün değil, gönüllerin fethidir".
Hanzala, Filistin'de her türlü zalimliğe maruz kalan o çocuklardandı. Kudüs uğruna abilerini kaybetmiş ve annesinin genç fidanı olmuştu.(Hatta tutunacağı tek dalı...) Annesi Hanzala'ya bombayı,silahı, savaşı yokmuş gibi bilmesini istiyordu ancak Hanzala her şeyin farkındaydı. Bütün bu zulümlere baş kaldıracak, tepki verecek ve bu zulümlere yüzünü Filistin kurtuluşa erene dek dönecek kadar farkındaydı. Hani iki gün gündeme oturan o kudüs zulümleri. Acısı iki günden ibaret kalan müslüman kardeşlerimize yapılan her bir darbe, her bir zalimlik. Peygamberimizin miracı olan bu şehre ve ümmetine yapılan herşey... İşte her biri müslümanın hakikatini ortaya koyacağı bir durumdu. Ancak müslüman, içinde, bendinde olması gereken hakikatten böyle şaşıyordu. Belki de daha içlerinde var olmayan o hakikati bir kezde dış dünyalarına yokluğunu anlatıyor gösteriyordu. Asıl hakikatini bilemeyen insanın davranışlarındaki, sözlerindeki hakikatin bilinmesi, yokluğunu göstermedikçe görülemiyor işte.
"Bir Müslümanın amacı" diye başlarsak, ilk sıralarda hakikat için çaba,hakikat için var olmak olmalı benim fikrimce. Sırf Kur'an-ı Kerim okudu diye eziyet gören Filistinli kardeşim o haldeyken ben bunu like, retweet alsın diye paylaşırsam amacımdan sapmışım zaten. İslâmi amacımı yitirmem de zaten İslam için var olmamı bir anda yok ediyor. Bir anda inancımla yok oluyorsam bu benim için bir inanç değil temsili bir benimseyiş oluyor.
İslam temsili bir benimseyiş olmamalı. İslam dediğin, varlığında o inancı bendine işlemek ve inancınla tekrar varolmak inancınla yok olana kadar inanç uğruna yaşamak olmalı. Hanzala da belki de inancını bendiyle bütünleştirip varolduğu için yok olmuyordu, inancı yok olmadığı her daim yaşadığı için. Belki de hep o yüzden 10 yaşındaydı. Yıllar Hanzala'yı sürüklesede inancı onu hep davasının yolunda zalimliğe yüz çevirmiş bir kale yapıyordu.Sağlamlığı ile İslamı ayakta tutacak bir kale...