ŞEHİTLER VE ŞAHİTLER: MUHAMMED DURRA / Köşe Yazısı - Berfin Hayrünisa Yavaş

15.10.2023 21:35:40
Berfin Hayrünisa Yavaş

Berfin Hayrünisa Yavaş

Tarih 30 Eylül 2000'de İkinci İntifada'nin ikinci gününde, 12 yaşındaki Muhammed el-Durra kardeşimizin, abimizin, yiğidimizin şehadet şerbetini içtiği o güne götürmek istiyorum sizleri. İkinci İntifada'nın sembol resimlerinden biri haline gelen 12 yaşındaki bu çocuğun babasının arkasına çaresizce ama korkakça olmayan sığınmasının ve babasının nafile bir çabayla oğlunu korumaya çalışmasının üzerinden tam 23 sene geçti.

Öncelikle Muhammed el-Durra'yı tanımak için babasını dinliyoruz: Babası 56 yaşındaki Cemal, oğlunun çok şefkatli ve sevecen bir çocuk olduğunu çok yardımsever olduğunu söylüyor. 10 yaşından itibaren sokakta gördüğü yardıma muhtaç olan her insana yardım ettiğini ve destek olduğunu belirtiyor. Sanki büyük ve sorumluluk sahibi bir yetişkinmiş gibi davrandığını ekliyor. Yeryüzünde kimliği fark etmeksizin zulme uğrayan insanları savunduğunu ve onun yaşı küçük olmasına rağmen aklının çok büyük olduğunu ekliyor. Annesi ise kendisinden iki yaş büyük abisi ve kendisinden küçük kardeşlerine rağmen adeta evin direği ve aileye canlılık katan birisi olduğunu ve evdeki herkesin yardımına koştuğunu anlatıyor. Ayrıca İsrail askerlerinin hemen her gün düzenlediği baskınlara şahit olduğu için Filistin kimliği güçlenmişti. Bundan dolayı da hayali komutan olmaktı.
 
Her zaman mazlumun tarafında olan Muhammed aynı zamanda çok cesur bir kişiliğe sahipti. Muhammed'in babasından en çok istediği şey, onun en sevdiği arabayı almasıydı. 2000'de 30 Eylül günü Muhammed ile babsı beraber araba almak üzere Gazze'de ki bir oto pazarına gidiyorlar. Fakat Muhammed'in istediği araba orada olmayınca babasından 1 hafta sonra tekrar gelip bakmanın sözünü alıyor. Yolu açık bir caddeye ulaşmak isterken kendilerini çatışmanın ortasında buluyorlar. Mermilerin havada uçuştuğu o esnada baba ve oğul hemen bir varilin arkasına sığınıyorlar. Fakat ne önden ne de arkadan kaçabiliyorlardı. Bu sığındıkları yer onları bir nebze korusa da kurşunlar havada uçuşuyordu ve yapılacak pek birşey yoktu. Onların düşüncesi biraz bekledikten sonra silahların susması ve yürümeye devam etmeleri yönündeydi. Ancak kurşunlar baba ve oğulun üzerine tam 45 dakika boyunca yağdı. Muhammed o esnada babasına, "Bu k*pekler neden üzerimize kurşun sıkıyor?" diye soruyor ve bunu 3 defa tekrarlıyor. Fakat baba oğlunun bu sorusuna cevap veremiyordu. Çünkü aklında tek birşey vardı. O da oğlunu korumak ve ona kalkan olmaktı. Tabi açılan bu uzun süreli ateşten sonra Muhammed ilk olarak sağ dizinden vuruluyor ve üç defa "K*pekler beni vurdu!" diye bağırıyor. O esnada babası ona, "Korkma! Araba hemen gelecek ve bizi buradan çıkaracak." diyordu. Düşünün; bir baba küçücük bir çocuğa, evladına, canından bir parçaya "Korkma, bende korkmuyorum biraz dayan!" demek zorunda kalıyor. 
 
Yaşının küçük olmasına rağmen onda kimsenin sahip olmadığı bir dayanıklılık ve kuvvet olduğunu bizlere gösteriyor. Babası o an oğlunu elinden geldiğince kurşunlardan koruyor. Öyle ki elleri ve bacakları kurşunlarım hedefi oluyor. Bir süre sonra oğluna, kendisiyle konuşabiliyor mu diye baktığında oğlunun başının sağ bacağına doğru düştüğünü ve sırtından öne doğru eğildiğini görüyor. O an anlıyor ki oğlu şehit olmuş!
 
O mekanda İsrail zulmüne şahit olarak ölmüştü. O hem şehit hemde şahitti! Baba ise ateş altında kalarak çok sayıda kurşun yiyor. O gün yaşananlardan sonra doktorlar bir daha asla tam olarak iyleşemeyeceğini söylüyorlar. Baba o anı birde şu şekilde anlatıyor, "Allah'a yemin olsun ki o gün üzerimize atılan ateş, sağanak yağmurdan daha şiddetliydi. Ancak her şeye kadir olan Allah sığındığımız varili bize kalkan kılarak kurşunların bize ulaşmasını engelledi. Bu olayda sadece benim kurtulmam işgalcilerin yaptığı suçun canlı tanığı olmama vesile oldu." Muhammed'in annesi Âmâl Dura ise televizyondan işgalci İsrail askerleriyle yaşanan çatışmaları izlediği sırada bir anda oğluyla eşinin ateş altında kaldığı o görüntüleri gördüğünü dile getirerek, "İlk anda ateş altındaki kişilerin oğlum ile eşim olduğundan emindim. Fakat daha sonra halam beni onlar olmadığına ikna etmişti ki Muhammed'in şehadet, babasının da yaralandığı haberini aldım." dedi. Oğlunun televizyon ekranında gözünün önünde soğukkanlı bir şekilde mazlumca öldürüldüğüne şahit oluyor. Fakat siyonist İsrail ise söz konusu olayın "UYDURMA"  ve katil İsrail askerlerinin de "SUÇSUZ" olduğunu öne sürdü. Muhammed'in katil İsrail askerlerinin mermileriyle vurulduğuna dair tek bir delilin dahi olmadığı iddia edilen raporda, "Olay yeri incelemesinde bulunan mermi izleri de İsrail askerlerinin mermilerinin izi değildir." ifadeleri kullanıldı. Daha da ileri giderek Muhammed Durra'nin ölmediğini ve hatta hayatını sürdürdüğünü savunarak her şeyi yalanlıyor. 
 
Son nefesini verirken çırpınan küçük bedeni, zihinlerdeki yerini korumaya devam ederken, Durra'nın ardından geçen 23 sene boyunca birçok çocuk İsrail askerlerince öldürüldü. Zulme başkaldırmak ve Muhammed gibi şehit edilen birçok çocuk için harekete geçen Filistin halkı Siyonist İsrail askerleri tarafından zulme uğramaya, işkence görmeye ve şehit edilmeye devam ediyor. 23 yıldır Muhammed el-Durra için adalet yok! Sözlerimi Mehmet Akif İnan'ın şu mısraları ile bitirmek istiyorum;
 
Mescid-i Aksa'yi gördüm düşümde,
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehr cagliyordu.
Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk kıblesi benim ulu Nebi'nin 
Unuttu mu bunu acaba herkes?...
Bu yazı toplam 1095 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2018 Genç Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.